Gelişim

Gelişim Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Gelişim, Event Planner, Istanbul.

18/02/2012

Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme
John wooden

18/02/2012

"Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez." Leo Tolstoy

18/02/2012

Eğer siz de;

Dikkatinizi toplayamamaktan şikayetçiyseniz, duru düşünme yeteneğinizi ve zihin berraklığınızı kaybettiyseniz, istikrarsız bir psikolojiniz varsa, yarı uykulu yarı uyanık halde yaşıyorsanız, sık sık hatalı kararlar verip hayatınızı ''keşke''lerle dolduruyorsanız, irade gücünüz zayıflamışsa, anlık psikolojiyle yaşayan birine dönüşmüşseniz, kendinizi frenlemekte zorluk çekiyorsanız, kendinizi harekete geçiremiyorsanız, hafızanız çok zayıfladıysa, öğrenme güçlüğü yaşıyorsanız, kafanız karmakarışıksa... Biraz durup, nerede yanlış yaptığınız üzerine kafa yormanızda yarar var!

Çünkü tüm bunlar ''beyin temelli'' faaliyetler.

Ve muhtemelen, beyninizin nasıl çalıştığını bilmeden sürekli onu zorlamanın sonuçlarını yaşıyorsunuz!

İyi şeyler beyinde başladığı gibi, kötü şeyler de beyinde başlar. Arızalı bir beyin hayatınızı kabusa çevirebilir.

Beyniniz bir işletme ve onu yönetmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Bu konuda seçim şansınız yok, onunla ilişkinizi kesemezsiniz. Biliyorsunuz, siz onu işletmezseniz de, o sizi işletir!

Siz onu iyi yönetmezseniz, o sizi kötü yönetir.

Mümin Sekman / Her Şey Beyinde Başlar

18/02/2012
18/02/2012

AŞKTA KİMLERİ ÇEKİYORUM VE NEDEN ?

Sen geliştikçe, kendini geliştirmiş insanları çekersin. Yok geliştirmezsen, herşeyi karşıdakinden beklersen, o seni sevsin, o herşeyi yapsın vs hep aynı tarz insanları çekersin, sadece isimler değişir, hayatında kısır döngü oluşur.

Yarım insan yarım insanları çeker, tam insan tam insanları çeker

Evrensel Aşkta 4 evrensel aşama vardır: 1-tanıma fenomeni: Daha ilk tanıştığın zaman dersin ki Ben seni sanki ta yıllardır, asırlardır, ebediyyen tanıyor gibiyim.. 2-zamansızlık fenomeni: Seni daha çok yeni tanıyorum ama sanki senden öncesi yok gibi geliyo bana. Senden önce zaman yok gibi. Sanki hep sen varmışsın gibi.. Sanki hayat seninle başladı duygusu.. 3-Yeniden Birleşme: Seninle herşey yerli yerine oturdu, herşey tam. Seninle olduğumdan beri artık kendimi bütün hissediyorum. Bir oluyorsun. Daha doğrusu Birken daha büyük BİR oluyorsun. 4-ihtiyaç fenomeni: Hayatımda sen olmazsan hayatın ne anlamı var? duygusu. Mantığın hayat devam eder diyor, ama bir yanın inşallah aynı anda ölürüz diyor. Çünkü o kadar dolu dolu, o kadar zengin, o kadar çoğalarak çoğaltarak yaşıyorsun ki.. ondan sonra 3 gün 5 gün fazla yaşasan ne olacak diye düşünüyorsun.. Ama önemli birşey var: İhtiyaçtan dolayı sevmiyorsun, sevdiğin için ihtiyaç duyuyorsun. Bu fark çok önemli.

Aşık olduğumuz insanı nasıl seçeriz? Asıl bu seçimi yapan kim? Bilinçaltımız 1.si reptilyan dediğimiz bölüm: içgüdüler, yeme içme gibi bedensel fonksiyonlaro kontrol eder limbik sistem: ana rahmine düştüğümüz andan itibarenki duygularımız serebral korteks(neo korteks): mantık, akıl yürütme, yartıcı fikirler, plan, program, kararlar.

Aşkta seçimi reptiltan bölümle limbik sistem (eski beyin) yapıyor. Neokorteks ne derse desin;, saçma da bulsa da, onaylamasa da eski beyin seçim yapıyor. Neye göre: Anne-babamızda bizim gördüğümüz olumlu ve olumsuz özelliklere göre. Çünkü o beyin çocuk beyni, içimizdeki çocuğun beyni. Çocuk ne ister? Anne baba tarafından sevilmek ister. Onun besini odur. Anne baba çocuğun bir çok ihtiyacını tatmin etmemiştir; harika anne baba da olsa. Hepimizde incinmeler var. Çocuğun dileği ne? O yaraları iyileştirmek.

Her ilişki ama her ilişki -ne kadar memnun olsak da olmasak da, acı çeksek de, rahatsız da etse- aslında içimizdeki çocuğun yaralarını iyileştirme süreci. Şimdi ben içimdeki çocuk olarak, bilinçaltımda annemle babamın olumlu ve olumsuz özelliklerini görüyorum. Ve ben yine farkında bile olmadan- bilinçsizce aynı ortamı yaratarak -(ki orada eski beyin ebeveynle sevgiliyi karıştırıyor, ikisini aynı insan sanıyor) dolayısıyla anneye babaya benzer insanları hayatına çekiyor. Farkında bile olmadan. Sen belki annene benzeyen bir erkeği de kendine çekebilirsin, illa karşı cins ebeveynin özellikleri olması gerekmiyor. Neden? Bilinçaltında anneni babanı düzelterek, onların en mükemmel şekilde seni sevmesini sağlamak. Dolayısıyla biz anne babadan beklediğimiz şeyi (çocuğun anne babadan beklediği sevgiyi)bu kez partnerden bekliyoruz.

Eğer oturup şimdiye kadarki ilişki sürdürdüğünüz insanların bir listesini yaparsanız, hep benzer özelliklere sahip insanlar olduğunu fark edersiniz.

İlişkilerden örnek: Kadın çocukluğunda alkolik bir babadan dayak yiyerek büyümüştür. Onun kafasında (çocuk olarak) mutlaka baba onu sevmeli, ne olurs olsun. Kendisini sevilmeye layık biri olarak hissetmeye çalışıyor. Ama onun bilinçaltında sevgi=alkolik ve döven biri kaydı var. O yetişkin bir birey olduğunda sevgi istediğinde bilinçaltındaki kaydı neydi: alkolik ve döven biri. Zaten annesini ööyle görerek büyümüş. Bilinçaltında itina ile böyle birini çekiyor. Bu kişi 1000 kişilik bir salona girse, bir tek kişi bu özelliklere sahip osla onu bulur ve ona aşık olur. Sonra kader der. Ne kadar kadersizim ki 3 kocadır boşadım, hepsi alkolik ve döven çıktı Aslında bilinçaltındaki kayıtlar karşısına kader olarak çıkıyor. İlişkilerde daima biz içimizdeki yaraları iyileştirmek için ordayız. Umudumuz da karşımızdaki kişinin bizim yaralarımızı iyileştirmesi.

Bunu değiştirmek için: Öncelikle bu dünyada hiç bir insan bir ilişkiye ben karşımdakini mutlu etmek için ilişkiye giriyorum demez, her insan kendi mutlu oolmakiçin o ilişkiye girer. Ama biz ne yapıyoruz? Sanıyoruz ki o beni sevsin (anne babamızın bizi sevmesini istediğimiz gibi), hayatını bize adasın, bizi mutlu etmeye.. böyle birşey yok. Ben yarım insansam ne bekliyorum? Karşımdaki gelsin, beni tamamlasın istiyorum. Hani o bütünleşme duygusu var ya. Hani bebekken anne ve ben biriz Bu kez anne ve ben biriz duygusunu farkında bile olmadan bilinçaltımda sevgilim ve ben biriz olarak yaşamak istiyorum. Annenin yerine sevgilimi koyuyorum.

Ne yapmamız gerekir derken: Yapmamız gereken şey: bu yaraları psikolojik sağaltımla tespit edip onlarla yüzleşmek gerek. Hep söylediğimiz bir formül vardır: Yüzleş, kucaklaş özgürleş. Önce sorunla yüzleşeceksin. Önce sen iyileştireceksin. Önce sen daha bütün bir insan haline geleceksin ki, sen bütün bir insan olarak başka bütün bir insanı hayatına çekebilsen. Çekim Yasası işte bu. Benzer frekanstaki insanlar geliyor hayatımıza çünkü.

Aşık olduğumuzda, aslında ilk başlangıçta, bizim kendi içimizde var olan ışığı karşımızdaki kişiye yansıtıyoruz. Aslında aşık olduğumuz kişide gördüğümüz özellikler Bizde var. Ama bunun farkında değiliz. Potansiyel.. henüz açığa çıkmamış.. Ama biz bu özelliklerin onda olduğunu sanarak ondan ayrılmak istemiyoruz. -biz aslında kendimizden ayrılmak istemiyoruz yani o farketmediğimiz kendi boyutumuzu keşfetsek bütünleşme yolunda ilerleyeceğiz. Yani o içimizdeki benle bütünleşme.. Sen gidersen ben hiçim diyoruz..

Sonra ne oluyor? Aşk, ilişki başlar. Bir süre sonra İki taraf birbirinin güvenini kazanır: Biz bir çiftiz duygusu. Bu ister sevgili boyutunda olsun, ister evlilik boyutunda. İki taraf da birbirine güveniyor ya, şimdi zamanı gelmiştir: İki taraf da aynı şeyi söyler: Bak, ben şimdiye kadar iyi kız oldum -iyi oğlan oldum. Hep istediğin gibi davrandım. Şimdi artık ödül bekliyorum. Ödül ne: Benim bilinçaltımda varolan beklenti hiyerarşilerinin senin tarafından doyuma ulaştırılması. İki taraf da aynı şeyi söylüyor. Ama direk söylemiyor da, iki taraf da diğerinin zihin okumasını istiyor. Beni bu kadar seviyorsa, söylemeden ne istediğimi bilmeli..

Sonra bizim kafamızdan geçirdiğimiz beklentilerimize yanıt almadığımızda ne oluyor? İki taraf da bir kenara çekliyor. İlk zamanlarda hep bir arada olmak istemeler, dokunmalar, onu 5 dakika görmek için 500km gitmeler, sürekli telefonla konuşmalar, onu 5 dakika görmeyi ödül hissetmeler vardır.

Ama bu dönemde iyi kız-iyi oğlan döneminden sonra beklentiler devreye girdiğinde (anne babadan yeterince alınamayan sevgi-onay ilişkide karşılanamadığında). iki taraf da geri çekilmeye başlıyor Ne oluyor o zaman: Dokunmalar azalıyor, sevişmeler azalıyor, tv izleme oranı artıyor, arkadaşlarla daha sık görüşülüyor, bilgisayarda daha sık zaman geçiriliyor

Ve GÜÇ MÜCADELESİ başlıyor.. Bu dönemde kendindeki-anne babadaki olumsuz özellikler (ama reddedilen-yoksayılan siyah gölge dediğimiz özellikler) partnerde görülmeye başlanıyor. Ve kavgalar çıkarılıyor; aslında beni sev, beni sev diyoruz. Tıpkı bebekken ağladığımız zaman annemizin meme vermesi gibi, ağlayarak kavga çıkararak sevgi-besin istiyoruz.

Biz çocukluk döneminde onay görmek için, kabul görmek için, sevilmek için, çevreden kabul görmek için bir takım özelliklerimizi bastırıyoruz. Geride kalanları da pek beğenmediğimiz için ne yapıyoruz? Maske geliştiriyoruz, imaj geliştiriyoruz= SAHTE BEN. Bu imaj bak ben ne kadar değerliyim? Bak ben ne kadar sevilmeye layığım imajı. Sahte bir imaj. İmaj sahte birşeydir zaten. Ama bu imajın bir de beğenmediğimiz tarafları var, reddettiğimiz o yanları çuvala dolduruyoruz. Ona da yadsıma diyoruz. Başkalarında sıkça gördüğümüz ve beğenmediğimiz özellikler, aslında bizde olan ama kabul etmediğimiz özelliklerdir. Eğer ben çoğu insanın kıskanç olduğunu düşünüyorsam, aslında kıskanç olan benim. Ame ne yapıyorum? Ben kendimde kabul etmiyorum, onu çuvala tıkıyorum, bastırıyorum. Bunun gibi özelliklere biz siyah gölge diyoruz. Bir de o aşık olduğum kişide gördüğüm olumlu özellikler de benim beyaz gölgem Frakında bile olmadığım. Bu kez o özellikler bende değil, onda var sandığım için ne yapıyorum? Bu kez kaybetme korkusuna giriyorum. O giderse ben bir hiçim Yani o bir yansıtma. Sevgilimizde, aşık olduğumuz kişide tüm olumlu özellikleri görüyoruz.

Bu güne kadar hayatımıza kim girdiyse girsin, iyi-kötü-orta, işe yarar yaramaz, her bir insanı hayatımıza biz çektik. Çünkü o ilişkiden alacağımız bir ders var. Her dönemde daima kendi frekansımıza uygun insanları hayatımıza çekiyoruz. Bu ilişkinin sonuçlarından hiç memnun olmasak da.

Biz geliştikçe karşımıza gelişkin insanlar çıkar, yok gelişmezsek, karşıdaki bizi sevsin-mutlu etsin diye beklersek, hep sorunlu ilişkiler yaşarız, yalnızca isimler değişir.. kısır döngü sürer gider..

Ne zaman ki kendimizle yüzleşir, kucaklaşır ve ebevenlerimizden çocukluğumuzdan özgürleşiriz; o zaman biz TAM oluruz, ve karşımıza da tam insanlar çıkar

NİL GÜN

02/02/2012

BİZLER BİLİNÇALTIMIZIN KÖLESİ DURUMUNDAYIZ !

“Bilinçaltı kontrol edilebilir devasa bir kütüphanedir, bilinçaltını kontrol edemeyen, onun kölesi olmaya mahkumdur”

Alışkanlıklarınızdan bir veya daha fazlasını hiç değiştirmeye çalıştınız mı?

Farklı bir yöntemle, daha yüksek bir hırsla, daha büyük bir motivasyonla denemenize karşın, her seferinde bir dirençle karşılaştınız mı? Bu sorulara vereceğiniz muhtemel cevap; Evet… olacaktır.

Peki nedir bu direnç?

Bilinçaltı ! Alışkanlıklarımızın, otomatik karar eğilimlerimizin, bir diğer deyişle kişilik çerçevimizin temel dayanağı bilinçaltımızdır.

Bilinçaltı doğası gereği, değişime direnç gösterme ile yükümlü, ana rahminden günümüze ona verdiğiniz veya verdirttirdiğiniz olumlu ve olumsuz mesajların kombinasyonundan oluşan, kendinize ve dünyaya baktığınızda birer lens fonksiyonunu gören, size anlam kazandırmanızı sağlayan, devasa bir kütüphanedir.

Bizler bilinçaltımızın kölesi durumundayız.

Onun inançları doğrultusunda karar verir, hareket ederiz.

Bu gerçeğin farkındalığında olan insan sayısı maalesef çok azdır, ziraa bilinçaltının emirlerini, kendi özgür iradeleri zannetme yanıgısına kapılma eğilimi tercih edilesi daha kolay bir yaşam yöntemidir.

02/02/2012

olumsuzluklar benim başıma neden geliyor sorusu yerine, bu durumu nasıl değiştirebilirim...

29/01/2012

Kişisel Gelişim

Düzenci misiniz, Yoksa Yenilikçi mi?

Kişilik tipleri kuramlarında farklı sınıflandırmalar mevcut. İşte size kişiliğinize farklı bir açıdan bakmanızı sağlayacak bir kişilik tipolojisi. Kişiliğinizi tanımlamaya hazır mısınız...

Lanna Nakone'nin kaleme aldığı "Her çocuk farklı düşünür" isimli kitap oldukça ilginç. İnsanları 4 kişilik tipine ayırmış. Benim bugüne kadar incelediğim kişilik kuramları içinde akla en yatkın bulduğum örneklerden biri. Bu kişilik tiplerini kitapta olduğu şekliyle değil, kendimce bazı açılardan yeniden tanımlayarak paylaşacağım. Dört kişilik tipi var: Penguenler: Düzenci-Kuralcılar; Lassieler-Köpekler: Uyumcular; Vahşi Atlar: Yenilikçiler; Aslanlar: Otokratik Liderler.

Penguenler: Düzenci-Kuralcılar:
Bu kişilik tipinin Penguenlerle özdeşleştirilmesinin sebebi, penguenlerin son derece düzenli ve kurallı bir yaşam sürmeleri. Penguenler mükemmel bir sırayla yürüyorlar. Her biri aynı noktaya geldiğinde sağa ya da sola dönerek suya atlıyor. Kurallara tam bir uyum sağlıyorlar. Penguenler: Düzenci-Kuralcılar için kurallara uymak ve başkalarının da kurallara uyması çok önemli. Genel olarak son derece düzenliler. Zaman planına da uyuyorlar. Dakikler ve dakik olmayan insanlar onları rahatsız ediyor. Penguenlerin başlıca sloganı: "Her şey yerli yerinde olmalı."

Lassieler-Köpekler: Uyumcular:
Bu kişilik tipinde olanlar da, insanlarla uyum sağlama gayreti içinde. Sosyalleşme ihtiyaçları çok fazla. Son derece fedakarlar. Adeta başka insanlar için yaşıyorlar. Zamanlarını önemli ölçüde arkadaşlarının dertlerini dinlemekle ve onlara yardım etmekle geçiriyorlar. Belirli ölçüde dağınıklar. Kendi zamanlarını iyi kullanamıyorlar. Birçok örnekte projelerini, görevlerini yetiştiremiyorlar. Sosyalleşmeleri ve başka insanların dertleriyle uğraşmaları onların zaman kaybetmesine yol açıyor. Kurallara ve ortama genel olarak uygun davranmaya çalışıyorlar. Belirli bir özellikleri de bağlılıkları yüksek. Kendilerine iyi tanımlanmış görevleri yapıyorlar. Bir özellikleri de, sevdikleri birinin görev olarak verdikleri bir işi yapmak için çok çalışmaları.

Vahşi Atlar Yenilikçiler:
Bu kişilik tipindekiler, sürekli yeni şeyleri denemek istiyorlar. Macera fikri onları harekete geçiriyor. Hayal güçleri çok gelişmiş. Sürekli bir proje peşindeler. Kurallardan hoşlanmıyorlar ve hatta kendi kurallarını koyma gayreti içindeler. Zamanla, saatlerle işleri yok. Hoşlandıkları bir proje ise, o proje hemen o an yapılmalıdır. Bu tür bir projede zaman onlar için akar gider. Onun dışında onları ilgilendirmeyen kuralları, organizasyonların zaman programları onları sıkıyor. Dağınıklar ve hatta çevrelerini yığma şeklinde düzenliyorlar. Yani her şeyi üst üste atarak düzenliyorlar. Tasarımlar, projeler, yeni fikirler, yeni insanlar, yeni yerler, meydan okuyan görevler Vahşi At profilindekilere göre. Bu tipler vahşi at denmesinin nedeni, vahşi atların özgürlüklerine düşkün olması, dört nala sağa sola giderek keşifler yapması ve çok zor evcilleştirilmesi.

Aslanlar: Otokratik Liderler:
Bu kişilik tipindekiler başarı odaklı ve hırslılar. Başarmak için her şeyi yapabiliyorlar. Başarı için insanlar zorlanabilir ya da kırılabilir. Empati duyguları düşük; sosyal becerileri gelişmemiş. Bununla birlikte iyi proje planlaması yapabiliyorlar. Başarı odaklılıkları da ne olursa olsun, projeyi bitirmelerine yardımcı oluyor. Bir özellikleri de işleri yapmak yerine yaptırmaya çalışmaları. Aslanlar da av işini dişi aslana bırakırlar.

Herkes bu dört kişilik tipinden birine oturmak zorunda değil, birkaçının karması da olabilir. Ancak bir kişilik tipi, bir insanda ağırlık kazanabilir. Örneğin, bir kişi ağırlıklı olarak Lassie olabilir; ama bir yandan da Vahşi at olabilir. Ya da bir kişi, ağırlıklı olarak vahşi at, diğer yandan öncelikli aslan ve lassie olabilir. Gelişmiş bir kişiliğin, dört kişilik tipinin de olumlu özelliklerini almış ve yerli yerinde kullanan bir kişilik olduğu söylenebilir.

Yazan: Melih ARAT

29/01/2012

Yaşam kalitenizi nasıl yükselteceğinizi biliyor musunuz ? Potansiyellerinizi keşfedin ve kendi yaşam kocunuz olun.

Hiç kendinizi, için için hayatınızın o kadar da iyi olmadığını düşünürken bulduğunuz oluyor mu? Peki ya bazı fırsatları kaçırdığınızı düşünüyor musunuz? Ancak mutlu bir azınlık da kendi yaşam koçuna sahip şu hayatta. Yani yaşam kalitesini nasıl yükselteceğini, potansiyellerini ve istediği yaşamı elde etmek için yapması gerekenleri söyleyen bir uzman kişi...

Eğer siz bu azınlıktan değilseniz bu yazı tam da sizin için! Hatta bu yazıyı okumanız bile sizin için bir dönüm noktası. Sizi neyin harekete geçireceğini fark etmek, kişisel gelişiminiz için en önemli adımdır Kendinizin yaşam koçu olmak için önce soru sorun kendinize. Yaşamınızla ilgili sorular olsun bunlar. Ama olumlu sorular sormaya dikkat edin.

Hayallerinizi gözünüzde canlandırın

İdealinizdeki hayata ulaşmanızın en önemli adımlarından biri de onu her ayrıntısıyla gözünüzde canlandırmaktır. Şöyle bir önerme mevcut: Eğer hayalinizi olmuş gibi görebilirseniz olacaktır. Bu da zihnin ve bedenin bağlantılı olması prensibine dayanır. Hayalinizi her ayrıntısıyla gözünüzde canlandırmanız demek, geleceğinizi ve ona ulaşma yolunu çizmeniz anlamına gelir. Bir anlamda bilinçaltınızı kelimesi kelimesine iyi bir sonuç için programlamış oluyorsunuz.

Kendinize çelme takmayın

Kendi yaşam koçunuz olduğunuza göre, negatif düşüncelerinizin farkına varın: ''İlişkilerimde başarılı olamıyorum,'' ''Değişmekten korkuyorum,'' ''Kariyerimde değişiklik yapmak için çok yaşlıyım.'' Yaşam koçları bunları kısıtlayıcı düşünceler olarak nitelerler. Herkesin bu tip düşünceleri vardır. Kendimize güvenimizi ve bütün performansımızla hayatımızı yaşamamızı engellerler. Bu kısıtlayıcı düşüncelerin nereden geldiğini bulmaya çalışın. Bu negatif düşünceye ilk olarak ne zaman kapıldığınızı bulun ve yazın. Sonra yavaş yavaş kısıtlayıcı düşüncelerinizi pozitif alternatifleriyle değiştirmeye başlayın.

Kendinize iyi davranın

Bizim kültürümüzde her zaman 'diğerleri' kendimizden önce gelir. Kendimizi düşünerek bir şey yaptığımızda 'bencil' olmakla suçlanırız. Kendini düşünmek kötü bir şeydir sanki. Halbuki iyi hissettiğinizde kendinize güveniniz gelir ve diğerlerine daha çok yardımcı olabilirsiniz. Fiziksel ve ruhsal enerjinizi geri kazandıkça da hedeflerinize doğru koşar adım yaklaşacaksınız ve Denge Tablonuzdaki puanınız artacak.

Sonuç olarak...

* Kendinizi karşı acımasız olmaktan vazgeçin. Geçmişinizle ilgili canınızı sıkan ne varsa kendinizi bağışlayın. İçinizden şöyle deyin: ''Tamam, bir hata yaptım. Bundan nasıl bir sonuç çıkarmalıyım ki bir daha aynı hatayı tekrar etmeyeyim?''

* Uyumadan önce o gün içinde atlatmayı başardığınız zorlukları düşünün ve bunlar için şükredin. Hangi özellikleriniz bunun üstesinden gelmenizi sağladı ve Denge Tablosunda eksik olan bölümlere bunu nasıl uyarlayabilirsiniz?

* Bir hafta sonu, bütün sabahınızı ya da öğleden sonranızı, yapmayı en çok sevdiğiniz aktiviteye ayırın. Böylece kendinizi şarj etmiş olun!

* Vücudunuza iyi bakın. Besleyici gıdalar yiyin, düzenli egzersiz yapın ve uykunuza özen gösterin. Bunlar, stresle başa çıkmanın en kolay yollarıdır.( elele dergisi )

28/01/2012

Böylesine büyük bir güce sahip olduğumuzun çoğu zaman farkında değilizdir...

28/01/2012

Bilinçli aklınızın kavrayıp, bilinçaltınızın inandığı şeyler gerçekleşir.

28/01/2012

Bilinçaltımızın yasası inanç yasasıdır.

Address

Istanbul

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Gelişim posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category