05/06/2026
Nil’in Kıyısında Bir Gazze Esintisi: İmam Şâfiî’nin Huzurunda
Medeniyet Muhasebesi
**Muhammet Gülnar** *
Kahire – Zilhicce 1447 / 29 Mayıs 2026, Cuma*
Giriş: Gazze’den Kahire’ye Uzanan Manevi Miras
Uluslararası İslami Dayanışma Derneği’nin 2026 Gazze Kurban Organizasyonu’nun o mukaddes, yoğun ve bir o kadar da hüzünlü koşturmacası vesilesiyle bulunduğumuz Kahire’de, adımlarım ne zaman bu kadim şehre düşse kendimi bulduğum, sükûnetle nefes aldığım bir eşik vardır:
İmam Muhammed bin İdris eş-Şâfiî’nin (Rahimehullah) kabri ve mescidi…
Ancak bu seferki ziyaretim, ömrümün en anlamlı cuma buluşmalarından birine sahne oldu. Bir Kurban Bayramı’nın üçüncü gününün bereketi ve bayramla hemhal olan bir Cuma namazı vaktinde, İmam Şâfiî Camii’nin o asırlık, vakur atmosferinde sahici bir huzurla saf tutma imkânı buldum. Elhamdülillah…
Asırlar önce devasa ilim halkalarının kurulduğu, talebelerin aşkla ve vecdle yetiştiği, nice büyük ulemanın gelip geçtiği bu mübarek mescidde secdeye varırken insan; ister istemez zamanın dikey kesitinde bir yolculuğa çıkıyor, İslam medeniyetinin o ihtişamlı mazisine doğru derin bir tefekküre dalıyor. Namazın ardından adımlarım, mukaddes bir çekim merkezi gibi beni büyük imamın türbesine doğru götürdü.
Daha önceki Mısır seyahatlerimde de bu maneviyat kokan eşiğe gelmiş, büyük imamın başucunda dualar etmiş, Fatihalar okuyarak ümmete bıraktığı o devasa fıkıh mirası üzerine düşünmüştüm. Fakat bu ziyaretimde gözlerim, sadece türbenin ahşap işçiliğine veya kubbesine değil; zamanın ve mekânın üzerinde bıraktığı o derin, sarsıcı izlere takıldı.
Zamanın Bıraktığı İzler ve Bir Hafıza Muhasebesi
Yıllar önceki ziyaretlerimde, İmam Şâfiî’nin kabrinin de içinde yer aldığı tarihî Karâfe bölgesinin bakımsızlığı ve terk edilmişliği içimi sızlatmıştı. İslam mimarisinin ve tarihî dokusunun ortasında yükselen derme çatma yapılar, ihmal edilmiş sokaklar ve yer yer adeta çöp dağlarını andıran o hüzünlü manzaralar, bir Müslüman olarak kalbimde derin bir burukluk meydana getiriyordu. İslam tarihinin en parlak zekâlarından birinin, usûl fıkhının kurucu dehasının yanı başında yükselen bu ihmalkârlık, bana sadece fiziki bir bakımsızlığı değil; topyekûn bir medeniyet krizini, bir hafıza kaybını ve estetik algımızın uğradığı erozyonu fısıldıyordu.
Ancak bu yıl, hamdolsun ki çehresi değişmeye başlamış, umut vadeden farklı bir tablo ile karşılaştım. Türbenin çevresindeki o metruk, estetikten uzak ve tarihî dokuyu boğan köhne yapıların büyük bir kısmı yıkılmış veya hummalı bir çalışmayla tahliye edilmeye başlanmıştı. Kahire’nin bu kadim bölgesinde, uzun süredir özlemi çekilen geniş çaplı bir kentsel dönüşüm ve çevre düzenlemesi yürütüldüğü görülüyordu.
Henüz her şeyiyle tamamlanmış, nihayete ermiş bir proje yoktu ortada. Fakat atılan adımlar, iş makinelerinin tok sesleri ve açılan geniş meydanlar, geleceğe dair ümit aşılayıcıydı. Mekânın ruhuna ve imamın aziz hatırasına hürmeten, içimden sessizce şu dua döküldü:
> *“Rabbim! Burada yürütülen bu imar ve ihya çalışmaları, İmam Şâfiî’nin ilmî şahsiyetine, ümmetin kalbindeki müstesna yerine ve bu mukaddes mekânın asırlık ruhuna yakışır bir zarafetle tamamlansın.”*
>
Coğrafyayı Birleştiren Bir Hayat Hikâyesi
Çünkü burası alelade bir mezar yeri, sıradan bir kabristan değildir. Burası; Gazze’nin mahzun topraklarında başlayıp Mekke’nin haremine, Medine’nin nuruna, Bağdat’ın ilmî derinliğine ve nihayet Kahire’nin kadim sokaklarına uzanan muazzam bir ilim hicretinin son durağıdır. İmam Şâfiî’nin hayat hikâyesi, İslam coğrafyasının suni sınırlarla bölünemez tek bir vücut olduğunun en berrak, en somut delilidir:
```
[Gazze] (Doğum ve Yetimlik)
↓
[Mekke & Medine] (Haremeyn İlim Halkaları - İmam Mâlik)
↓
[Bağdat] (Fıkhın Usûlleşmesi - Kavl-i Kadîm)
↓
[Kahire] (Hicretin Son Durağı - Kavl-i Cedîd ve Vefat)
```
Gazze’de yetim bir çocuk olarak dünyaya gözlerini açtı;
Mekke’de dili ve şiiri öğrendi; Medine’de İmam Mâlik’in rahle-i tedrisinde diz kırdı;
Bağdat’ta fıkıh usûlünün sarsılmaz temellerini attı ve ömrünün son demlerini Mısır’da geçirerek Rabbine kavuştu. Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman, onun Nil kıyısında kemale erdirdiği o ilmî mirasla amel etmeye, hayatını şekillendirmeye devam ediyor.
Okuyucuya Not: Kavl-i Kadîm ve Kavl-i Cedîd Nedir?
İmam Şâfiî’nin düşünce serüvenini incelerken satır aralarında karşımıza çıkan bu iki kavram, aslında bir fıkıh dehasının coğrafya ve insan gerçeğine gösterdiği muazzam saygıyı ifade eder.
* **Kavl-i Kadîm (Eski Görüş):** İmam'ın Bağdat'ta bulunduğu dönemde ortaya koyduğu, Irak ekolünün ve oradaki sosyal yapının etkisiyle şekillenen fıkhî içtihatlarıdır.
* **Kavl-i Cedîd (Yeni Görüş):** İmam'ın ömrünün son yıllarında Mısır'a geldikten sonra, Nil havzasının farklı örfünü, insan yapısını, iklimini ve sosjolojisini gözlemleyerek Bağdat'taki bazı görüşlerini değiştirmesi veya yeniden formüle etmesidir.
Bu değişim, dinin asıllarının (nassın) sabit kalmakla birlikte, fetvaların zaman, mekân ve çevre şartlarına göre nasıl esneyebileceğini gösteren muazzam bir dinamizm örneğidir. O, kuralcı bir donmuşluğu reddetmiş, yaşayan insanın hukukunu aramıştır.
Türbesi de tıpkı hayatı gibi sade, vakur ve gösterişten uzaktı... Müttaki bir ilmin ihtişamının süslü taşlarda değil, geride bırakılan silinmez izlerde saklı olduğunu hatırlatıyordu. İçeride, dünyanın dört bir yanından gelmiş rengârenk ama kalpleri bir Müslümanların sessizce dua edişlerini, tilavet olunan Kur’an seslerini dinledim. Kimi anne babalar çocuklarının elinden tutmuş, bu büyük allamenin huzurunda evlatlarının istikameti için niyazda bulunuyordu. Kalabalık sebebiyle istediğim kadar net ve yalın bir fotoğraf çekemedim; fakat sonradan geriye dönüp baktığımda anladım ki, en güzel fotoğraf zaten o mahşerî kalabalığın kendisiydi. O insanlar, aradan geçen yaklaşık on iki asra rağmen İmam Şâfiî’nin gönüllerde nasıl canlı bir rehber olarak yaşadığının en hakiki şahitleriydi.
Kahire’den Gazze’nin Hüznüne Bir Köprü
Tam o esnada zihnim, mekânın ve zamanın sınırlarını aşarak İmam’ın doğduğu topraklara, günümüzün kalbimizi paramparça eden kanayan yarasına gitti: **Gazze’ye…**
İmam Şâfiî’nin dünyaya gözlerini açtığı o mübarek şehir, bugün ağır bir abluka ve tecrit altında varoluş mücadelesi veriyor. Bugün şehitlerin, gazilerin, dul kalmış annelerin, yetimlerin ve asrın sarsılmaz sabır kulelerinin şehri Gazze... Bütün dünyanın gözleri önünde aralıksız saldırılara ve açık bir soykırıma maruz kalan aziz bir halkın yurdu.
Tarihin ne kadar garip ve hüzünlü bir cilvesiydi bu...
Onun doğduğu topraklar bugün ateş ve kan çemberi altındayken, ben onun son nefesini verdiği Kahire’de, onun adını taşıyan camide Cuma namazı kılıyordum.
Zaman ve mekân bazen insana aynı anda hem derin bir hüzün hem de o hüznün içinden filizlenen büyük bir umut yükleyebiliyor.
Kurban organizasyonu için geldiğim bu topraklarda Gazze ile İmam Şâfiî’nin hatırası zihnimde sarsıcı bir şekilde birleşti.
Bir tarafta Gazze’deki mazlumlara, evlatlarımıza ulaştırmaya çalıştığımız kurban emanetleri; diğer tarafta yine o topraklardan çıkıp ümmetin aklını, mantığını ve kalbini inşa etmiş büyük bir imamın mirası… O an nefsimi ağır bir hesaba çekerek kendime şu can yakıcı soruyu sordum:
> *“Acaba biz ümmet olarak sadece Gazze’deki mazlumların ekmeğini, suyunu, ilacını ve canını korumakta geç kalmadık mı? Aynı zamanda o topraklardan beslenen büyük âlimlerin bize bıraktığı ilmî, fikrî ve medenî mirası da mı ihmal ettik?”*
>
İmam’ın huzurunda dururken, şahsiyetini Gazze’nin direniş ruhuyla yoğurmuş merhum Şeyh Ahmed Yasin’in o meşhur, semayı titreten sözü zihnimde yeniden yankılandı: **“Allah’ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum…”**
Bu söz bugün, 2026 yılında, her zamankinden daha ağır, daha yırtıcı geliyor kulaklara.
Çünkü iki milyara yaklaşan Müslüman nüfusun koruyucu reflekslerini kaybetmiş bir şekilde izlediği Gazze faciası, sadece siyasi veya askeri bir kriz değildir.
Bu, aynı zamanda ümmetin fikren parçalanmışlığının, ortak eylem kabiliyetini yitirmesinin ve kardeşlik hukukunu hakkıyla ikame edememesinin acı ve somut bir neticesidir.
Gazze’de yaşananlar artık yalnızca bir savaş değil; modern dünyanın ve insanlığın iflasını belgeleyen bir trajedidir.
# # Yeniden İnşa: İlim, Adalet ve Vahdet
Tarih şahittir ki Müslümanları yeryüzünde aziz, muktedir ve söz sahibi kılan şey hiçbir zaman sadece niceliksel veya sayısal çoklukları olmadı. Onları yeryüzünün adalet terazisi kılan unsurlar; sarsılmaz bir iman, tavizsiz bir ilim, evrensel bir adalet, katıksız bir kardeşlik ve çelikten bir vahdetti.
Bugün de kaybettiğimiz ve yeniden bulmak zorunda olduğumuz yitik hazine tam olarak budur.
Türbenin çevresinde başlayan o fizikî dönüşümü, yıkılan köhne binaları ve temizlenen alanları izlerken içimden şu köklü düşünce geçti:
Belki de ümmet olarak bizim de tam olarak böyle, içeriden başlayan radikal bir yeniden inşaya ihtiyacımız vardır.
* **Önce** zihinlerimizdeki ve kalplerimizdeki o köhne ihmaller, tembellikler temizlenmeli.
* **Sonra** aramıza sınırlar, asabiyetler ve menfaatlerle sokulan ayrılıklar bertaraf edilmeli.
* **Ardından** ilim ve hikmet yeniden hayatımızın kurucu merkezine alınmalı.
* **Ve nihayet**, parçalanan ümmet bilinci adalet ekseninde yeniden inşa edilmelidir.
Çünkü ümmet zihnen ve bedenen yeniden ayağa kalkarsa Gazze öksüz kalmaz.
Gazze yalnız kalmazsa yeryüzünde hiçbir mazlum sahipsiz kalmaz. Mazlumlar sahipsiz kalmadığında ise insanlık, kaybettiği o kayıp vicdanını yeniden bulacaktır.
İmam Şâfiî’nin huzurundan ayrılıp Kahire’nin o gürültülü, kalabalık sokaklarına karışırken, heybemde sadece sıradan bir seyahat hatırası taşımıyordum. Zihnimde ve kalbimde ümmetin geçmişi, bugünü ve yarını üzerine yapılmış, uykuları kaçıran uzun ve derin bir muhasebe vardı.
Son Söz ve Niyaz
*Rabbim, ömrünü dinin asıllarını ve usûlünü korumaya adamış İmam Şâfiî’ye rahmet eylesin, makamını âli kılsın.*
*Bizleri onun ilminden, ihlasından ve ümmetin derdiyle dertlenen o vizyoner ufkundan istifade eden sadık kullarından eylesin.*
*Gazze’deki, Doğu Türkistan’daki ve yeryüzünün dört bir köşesindeki mazlum, mahzun kardeşlerimize tez zamanda nusret, izzet ve ferahlık ihsan eylesin.*
*Bu mübarek günlerde kesilen kurbanlarımızı, mazlumlara teslim edilen emanetleri, arş-ı âlâya yükselen duaları ve yapılan bütün hayır çalışmalarını katında hüsn-ü kabul ile makbul buyursun.*
*Ümmet-i Muhammed’e yeniden basiret, feraset, hakiki bir kardeşlik ahlakı ve sarsılmaz bir vahdet nasip eylesin.*
*Âmin, elhamdülillahi rabbi'l-âlemîn.*
**Muhammet Gülnar** *Uluslararası İslami Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı*