02/07/2015
KLASİK DÖNEM - (Mutlaka okuyunuz)
“Bilge olmak için ‘değişim’ üzerinde düşünceler.”
M.Ö 6. Yüzyıl. Ben doğru olanı mı yapıyorum? Sorusuyla Düşünce Tarihi, “Felsefe”başlıyor, ve yavaş yavaş sistematize edilmeye başlıyor.
Değişim, varoluşun içinde potansiyel olarak vardır ve değişim bu amacın gerçekleşmesi için doğal olarak ortaya çıkar.
Aristo’ya göre; nesnelerin özü, nesnenin ne olduğunu ve daha sonra ne olacağını, nasıl bir değişim içinde olacağını belirler.
Bir meşe palamutunun özü, onu bir meşe ağacı yapma yönünde değiştirmek ister. Bir kayanın özü, binlerce yıl orda kaldıktan sonra rüzgarın ve yağmurun etkisiyle parçalanıp toprak olmaktır.
Her tohum kendi potansiyelini gerçekleştirmek doğrultusunda hareket eder ve kendini yaratana doğru (güneş ile) bütünleşir.
Her çocuk doğal olarak kendi potansiyelini gerçekleştirmek eğilimindedir. Değişim kaçınılmaz. Darvin’e - Dekart’a gelinceye kadar Aristo mantığı etkisini sürdürdü. (Heraclitüs)
Değişimin şeylerin birbirlerinin zıtlarıyla çarpışmasının doğal sonucu olarak ortaya çıktığını söyler.
Eflatun, şeylerin ideal formları olduğuna inanır. Değişim, şimdi mevcut şeylerin ideal forma ne kadar yakın veya uzak olduğunu gösterir.
Tüm Evren birbirleriyle ilişkisi olan parçalardan oluşur ve her bir parçanın kendine özgü amacı ve hedefi vardır. İnsanlar, insanca düşünmek ve bütünleşmek zorundadırlar.
Var olmanın amacı budur. Din kitapları ve felsefe bunu anlatır.
Taocu görüş: Var olan her şey, kendi zıddı olma yolunda bir değişim içindedir. Yaşam sürekli ölüme, ölüm ise sürekli yaşama doğru ilerler. Yaş şeyler kurumakta, kuru şeyler yaş olmakta, kuvvetliler zayıflamakta, zayıflar kuvvetlenmekteler. Kadınlar erkek, erkekler kadın olmakta.
Carl Jung da bireyin içinde hem kadın hem erkek özelliklerin olduğunu söyler. Dünya bu iki kutup arasında değişim içinde dengesini bulur.
Yin ve Yang: Yin dişi, toprak-su ve kış ; Yang erkektir, gökyüzü-ateş ve yaz.
Bunu kavrayan varlık, denge içinde bütünleşerek yaşar.
*Her şey kendi zıddından bir parçayı özünde taşır.*
Dışımızda gördüğümüz ve gerçeklik dediğimiz şu karmaşık dünya kendisini bu süreç içinde anlamaya çalışır.
Diyalektik –fikir tez kendi zıddıyla antitezi oluşturur. Çatışma araştırma “gözlemci sentez” adı verilen yeni bir fikrin ortaya çıkmasıyla çözülür.
Gerçeğin varmak istediği nokta bu süreç içinde kendi son sentezini bulmak, kendini keşfetmektir. Bu dünya neden oluşur? Her şey-Ağaç-Bulut-Dağ-Deniz-İnsanlar-Böcekler-Bitkiler!..
Bulut kendini anlamaya çalışır mı?
Hegel’e göre evet!
Hegel; “tüm evrenin özünde bir bilinç var”.
*Doğada her etkinin bir rolü vardır. Güçlük çekmeden meyve alınmaz der.
*Fırtına, gök gürültüsü, sağanak, yağmur, şimşek de gereklidir. Ürünün ruhunu, özünü dingin tutarlar.
*Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bir peşin hükmü söküp atmak, atomu parçalamaktan daha zordur der. Einstein.
*İnsan kendini tanıyarak ilahi özünü de tanır ve nerede olursa olsun onu bilir.
Tüm Peygamberler ve filozoflar da aynı düşünceyi, dolaylı yollardan açıklar ve bu fikri paylaşırlar. Varlık ve yokluk birbirleriyle etkileşim haline girince, var olma haline geliş, “varoluş” ortaya çıkar. Bu süreç devam eder ve sonunda gerçeğin bütünlüğü içinde, insan kendinin farkına varacaktır.
Bir tek insan öyle bir düşünce ve eylem düzeyine girebilir ki kendinden sonra gelen çağı tamamiyle farklı yöne yönlendirebilir.
Yaşayabileceğimiz anın güzelliğini bozan, niyetimizdir, zihnimizdir. Zamana anlam ve mevcudiyet kazandıran zihindir.
Problem insanın zihnini kontrol edememesiyle başlıyor ve egosunun düşünceleriyle özdeşleşmesiyle de derinleşiyor.
Sanrı’dan (Maya) yanılsamadan ibaret olan bu dünyada, kendini daima güvencede hissetmek isteyen (ego) beden için geçerli zaman birimleri, (uzam ve zaman içinde) geçmiş ve gelecektir.
Çünkü ego geçmişi canlı tutarak varlığını, “ben”liğini ispat etmek ister. Ve geçmişin subjektif bakış açısısıyla yaşadığı “an”ı algılar. Ego geleceği henüz elde edemediği bir tatminin kaynağı olarak görür. “Şu an" ki yaşam doyum ya da rahatlık vaad eden ve geleceğe uzanan bir basamaktır sadece.
Ruhsal Zihinsel Bedensel Bütünsellik:
* Elektronik eşya veya Arçelik mamüllerinin nasıl bir kullanma kılavuzu varsa, her insanın da bir kılavuza, rehbere, pusulaya ihtiyacı vardır. Nereye gideceğini bilmediğin zaman hedefine bir türlü ulaşamazsın. Bu yüzden kılavuzun ve pusulanın önemi büyüktür. "Kavramların önemsenmesi farkındalığı arttırır."
Bir gün insan da kim olduğunun farkındalığına erişecek; Ben kimim? Sorusuna cevap bulacak.
Özdeşleşme-Nedensellik yasası. Alt Ben, Ben, Üst Ben.
İnsan kendi olamayınca en kolay yoldan başka bir kimliğe bürünüyor. Bedensel Yaşam-Atalarımızla övünmek-Öykünme-Özdeşim Yasası-Özgüvensizlik Yaratma-Yargı-Korkutma- Sindirme gibi duygularla yaşıyoruz. Sen-ben dengesi kurarak, bedensel ve zihinsel gücümüzün farkına vararak bütünsel bir yaşam oluşturabiliriz.
Esas olan yaşamın amacını saptamak ve dünyada neden bulunduğumuzun cevabını bulmak en büyük gayemiz olmalıdır.
Yusuf Kenan ARATAN ( Maha Manu)
İNSANIN KÖKENİ
Kendini bil. Böylece evreni de, TANRI’nıda bileceksin. (Delphi mabedindeki çok eski bir yazıt).
Neden felsefe? Hikmet Sevgisi; Ebedi Arayış...Neden Hakikatin Bilgisine Öz varlığımıza ulaşmak.
Atom yıldız olmak; İNSAN TANRIÇA olmak ister.
Dört Temel Yoga. KARMA- JNANİ- BHAHTİ-RAJA
Jhani: Bilginin yogası. Sebep – Sonuç, Nedensellik.
Bhanti: Kendini adama.
Karma: Doğru hareket ile insan bilincinin şeklini kökten değiştirilebilir.
Raja Yoga: Saltanatın Yogası.
Buda: Dört hakikat. Acı var mıdır? Ruhun madde üzerinde deneyimiyle başlıyor. Doğum, Yaşlılık, Hastalık, Ölüm... Çaresi var mıdır? Vardır. ARAYIŞ ve BULUŞ.
Sekiz Asil gerçek: DOĞRU GÖRÜŞ, DOĞRU DİKKAT, DOĞRU AMAÇ, DOĞRU KONUŞMAK, DOĞRU EYLEM, DOĞRU ÇABA, DOĞRU YAŞAM TARZI.
AMAÇ: İnsanı anlamak değişmeyenin bilgisine ulaşmak. Gerçek olanı; gerçek olmayanlardan ayırmak.
Unutmayalım gerçeklik bir bakışta kavranmayacak kadar karmaşıktır. Göz kendini görüyorsa, karşısındakini de ona göre algılar...
KARMA
“Gönderilen her şey, size geri döner.”
Kendinizi acı çekmekten kurtararak, sonsuza dek devam edecek bir zinciri kırmış ve herkes için acıya son vermiş olursunuz. Her çekilen acı dünyanın KAOS’a dönüşmesinde rol alır.
“DNA’dan acıyı ve olumsuz duyguları arındırma”.
Dolayısıyla dünyadan bir parça acı ortadan kalkmış olur. Bir hasar / yara insanın aurasında zihinsel beden ve zihin ağında kalır, yara birkaç kez tekrar edebilir ve karma desenli olabilir; ta ki farkına varma ve öğrenme ile serbest bırakılana kadar, iyileşme olana kadar devam eder ve kişi aynı şeyi tekrar yaşar, bu öldükten ve tekrar doğduktan sonra da devam edebilir. İyileşme gerçekleştiğinde ise acı, acılar sona erer.
Karma bir ceza değildir. Açığa çıkan düşünce, yara / üzüntü enerjisidir. Bir üzüntü, bir acı bir derstir.
BİREYSEL KARMA
Bireysel uzun dönemler birçok reenkarnasyonlar boyunca etkileyen bir karmadır ve bu da insanların nasıl olupta zengin ve fakir, güzel ve çirkin, sağlıklı ve hasta doğduklarını açıklar, çünkü bunlar önceki eylemlerin mantıksal sonuçlarıdır.
KİŞİSEL KISA DÖNEMLİ KARMA
Bu tek bir kişiyi etkiler, örnek olarak bir dükkan sahibi müşterilerini etkiler aldatırsa ya da bir otobüs şoförü halka karşı kabaysa, bu küçük olumsuz eylemler, kısa bir zaman dilimi içinde, kimi zaman aynı gün içinde meyvelerini verecektir. Bireysel Karma’da köklenmesine ve kolektif karma içinde bulunmasına rağmen işte ve hatta kişisel ilişkilerdeki başarı ve başarısızlıklarımızın da sadece kişisel karma olma eğilimindendir. Her hata, hareket kişisel karmamızı etkiler. Ayrıca Kolektif karmanın oluşmasında rol oynar. Bu gerçeği anlarsak, yaşam öğretisini özümsemeyi bilirsek ve pozitif olanın farkındalığının şuur ve bilincine varır negatif karmalarımızı dönüştürebiliriz. Yavaş yavaş. Gerçeğe doğru hareket. Böylece üst bilinçliliğimizi Nirvana’ya sokarak kısır döngüden kurtulabiliriz.
KARMA
Bireysel: Öz ben, Ego, Üst İnsan, Kalpten gelen.
Kişisel: Günlük hayatın, olayların üzerinde etkili olur. Küçük zaman parçalarını içine alır.
Kollektif Karma: Bireysel ve Kişisel benliklerimizn ürettiği, Duygu, Düşünce ve Davranış kalıplarımızın toplamının yansımasıdır.
Örnek: İnsanlar hakettikleri iktidarlar tarafından yönetilir. Gerçek tarih mitolojidir. ( Mağara Mitosu= Eflatun’u oku)
Alt Benlik = Cehalet, Otomatizma, Bekleme odası
Benlik = Öğerenme, Sahte Zihin, Entel (Egosal)
Üst Benlik = Bilgelik “Budik” Akıl, Sezgi = İrade
Gerçek zihin: Farkındalık. Yanılsamanın aldatıcı seslerini dinlemezler.
Sokrates: Annem çocuk doğurtur (ebe). Babam heykeltraş (taşlara hayat verir). Bense düşüncelerin doğmasına yardım ederim insanlara soru sorarak.
(Bilmez ki sorsun – Sorsa bilir – Sormaz ki bilsin – Bilse sorar)
Ne – Neden – Niçin diye sormak lazım! Düşünüyorum o halde varım.
Herkes bizden kendilerine inanmamızı onlara güvenmemizi ve sadık kalmamızı bir de hayatımız boyunca kendilerine bağımlı olarak yaşamamızı ister.
Kendine inanmayan bir kimse, bu eksikliği ortadan kaldırabilmek için inanacak bir kişi, bir nesne ya da bir kurum arar. Bu nedenle; insanları, kendine inanmayan bir halde tutmak, onları kendilerine bağımlı kılmak isteyenlerin en çok arzuladıkları şeydir.
Çünkü kendine inanan biri, onların hiç birine yüz vermez. Oysa bir inanç anlayışına girenler, kendilerine zor zamanlar da yardımcı olacak, sığınabilecekleri ve güvenebilecekleri birini ararlar, onlara bu imkanı sunanların emrine ve yönetimlerine girmeye hazır olurlar.
Kendine inanmak, kendi kendine yardım etmeye hazır ve istekli olmak demektir. Başkalarına ve onların vaadlerine inanmak ise, onlara bağımlı olmak ve yönetimleri altına girmek demektir. Hayattan ne istediğini bilmeyen birisi, inancını oturtacak bir temel bulamaz.
Bu yetersizliği gidermek için çeşitli arayışlar izimler içine girer. İnsan deneme yanılma veya bir koç öğretmen vasıtasıyla onu model alarak kısa zaman da varlık sebebini, yaşam felsefesini öğrenebilir. Hepimiz birer yaşam ustası olmalıyız. Hakikati öğrenebilmek için Emek, Çaba, Doğru Düşünce üretmeliyiz... “En İyi Savaşçı Filozoftur”.
KARMA KANUNU
Her varlık yapı olarak mükemmel, bilgi olarak zayıftır.
Tanrı armağını olan özündeki bilginin tatbikatını yapmak üzere maddeye bağlanır.
Karma, iyi ya da kötüyü ortaya koyan zihni ya da fizik bir harekettir.
“Şimdi kötü hareketler de bulunuyorsanız ya da gelecekte ya da bundan sonraki hayatınızda ya da sonraki hayatlarınızdan birinde kötü durumlarla karşılaşırsanız”. Bu hayatında kral olan biri, ondan sonrakinde şehirden şehire dolaşan bir dilenci olabilir. Siz bir dilenciye bakarak, onun kötü bir kimse olduğuna hüküm vermeyiniz.
Aynı şekilde bir Kral da yüksek bir varlık demek değildir.
Bunların hepsi dünya sahnesinde belirli şeylerin öğrenilmesi için bize verilen geçici rollerdir. Hangi rolde olduğumuzdan çok, o rolü nasıl oynayacağımız önemlidir..
Bugünkü hayatımız, geçmiş hayatımızın sonucu, gelecek enkarnasyonlarımızın sebebi olacaktır. Hiç şüphesiz kainatta kurulmuş bir plan vardır. Bununla birlikte, “Benim teşebbüsümün ne önemi vardır?” demek yanlıştır. İnsana teşebbüs hürriyeti verilmiştir. Bu verildiğine göre, bunun bir faydası da, müspet yönde kullanıldığı zaman tekamüle “gelişime” katkısı olacaktır.
Vicdani kanaldan gelen tesirlere kulak vermek lazımdır. Geçmiş yaşamlardan aktardığımız birikimleri açığa çıkarmak için iç sesimize kulak vermemiz gerekir. Mazimi teşkil eden faaliyetlerimiz, bugünkü hayatımızı etkiler.
Bugünkü şuur yapımız ne kadar sağlam ne kadar vicdani ise, maziden gelecek menfi tesirler hiç değilse yön değiştirmeye mahkumdur. Onun için mukaddes metinler “İmanlı olun” der ve bizim bugünkü şuur halimize hitap eder. Buradan da anlamaktayız ki, ferdin (geçmiş ve gelecek karmalarımıza nazaran) şimdiki “Hal karması” daha önemlidir.
Gelecek karmamız mazi karmamızdaki materyalin içeriğine göre modelize edilir. Fakat biz onu “Hal karmamz” ile değişime uğratabiliriz.
Bugün başarılı bir fiilimiz, mazideki menfi bir sebebi silebilir. Bugün yaptığımız menfi hareketlerimizde, mazide imtihanını veremediğimiz bilgileri daha da çetinleştirecektir.
İsteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı iyi belirlemeliyiz.
Ruhumuzda bulunan gizli enerjilerimizin farkına varmalı ve Dünya Okulunu bitirmek için Gayret, Çaba, Cihet sarfetmeliyiz.
SİSTEM: Zincir – Devir - Küre – Irklar. Yedili beden yedili zincir.
Zihinsel Tanrılar. Tam Tanrılar.
KARMA: Etki tepki yasası “Nedensellik”
Kişilik – Niyetimizi belirliyor, niyetimizde enerjimizi enerjimiz o anın gerçeğini “realiteyi” realitemiz bizi, deneyime sürükler, karşı enerjiyle tepki alır ve yeni bir kişilik oluştururuz. Sentez’ler yeni bir DNA “Yeni bir hayat” ve ne yi yaratmış haketmişsek onu yaşarız. “Zaman ve Uzam içerisinde”
SEZGİ: Fizik ötesi, bütünsel zeka bilgi, telapati, akış yaratış, organizatör varlığımızla iletişim.
LOGOS: Ruhsal güç “idee”. Herşey, düşünce = fikir. Düşünce dünyamızda 75- 100.000 yıllık birikim. Hislerimiz ve Duygularımız ise 500.000 yıllık.
Buz Dağı’nın görünmeyen kısmı %72 , görünen bildiğimiz buzdağının üstü. onu ne kadar biliyoruz???....
İNSANIN 7’Lİ YAŞAM PLANI
Binlerce yıllık anlayışa göre Evren (Kozmos) bir tek öğe’den oluşmuştur. Bu anlayış teklik kavramına cevap teşkil eder ve idrak etme yoluyla kavranabilir.
Dünyada ikilemlerin sonradan vuku bulan uyumlaştırılması sürecinide kapsamına alır. Fakat Ana örnek tek olduğundan, varlık da kendi özünde zorunlu olarak tek olma durumundadır.
Tesir mekanizmasının anlatıma geçirilmesi için idari ruhsal mekanizmasının idrak edilmesi doğa yasalarını anlamak tesir mekanizmasını harekete geçirmek için şuurlanmak, deneyim ve görgü kazanmak esastır.
Farkına varılan bilgi bizde iz bırakır. Tasavvur haline (fiil) tahayyül gücüne yaratıcılık gücüne geçirilir. Form olarak açığa çıkarılır. Şuur; hazinedir. Akıl açığa çıkarır veya zeka ile kapatır, üstünü örteriz. Hayvanda tahayyül yaratıcılık yok.
İnsanın kendini yaratması ve yaratıcı konuma gelmesi gayesidir varlığın.
Şiddet kalite tesirleri, madde sadece yansıtır, ruh oluşturur. Ortaya çıkan fizik olarak böylece başka fiziklere yansır, değişimi başlatır. İnsan bir derece adamıdır. (telepatik tesir). Bulunduğu realiteyi şuur’a göre senpatizazyon ( ahenk kanunu) yansımayla tesir alır. Tesir dönüşümü ilkesi = ince, yüksek, kaba geri tesirler iki taraflı iç içe çalışır.
Böylece bizler birbirimizin aynalarıyız. Ürettiğimiz tesirin tamamen karşılığını alıyoruz. Her tarafımız tesirlerle yüklü. Tüm varlıklar fiziksel ve yüksek planlardan yansıya yansıya gelen tesirleri alırız ve yansıtırız. İnsan var olmakla görevlidir, bunun için tekamül ölçüsünde savaşacaktır ( en iyi savaşçı filozof) aldıklarını yansıtacaktır. Tasavuf'ta Bu basamaklar, bilinç düzeyimize göre değişir. (Emmare, Levvame, Mutmayin, Raziye, Safiye, Asliye). Geri tesirlerle beslenen “nefis” vicdanı kapatır. Ne kadar Akıl O kadar vicdan der Sokrates.
Negatif Karmaların önemi, geçmiş yaşamların birikimleri duygusal, “negatif şoklar” halinde meydana gelir.
Pozitif karmalarda vardır. Enerjiler tektir, biz dünya şartları içinde anlayabilmek için
detaycı şekilde Astral, Mantal, Kozal, Suptil diye ayırıyoruz. Gelişim için negatif veya pozitif enerjiler tekamül etmek ,ettirmek için geçerlidir. Geçmiş karmalardan gelen, biriken negatif enerjiler, kuşkular, şüpheler, vesveselerle yansır. Fiziksel beden bu bozukluklarla ortaya çıkar. Astralde çoğalan negatif enerjiler, varlığı saldırgan hale getirir.
Anlayış faktörleri düşmeye başlar. Negatif eylem başkasının üzerinde deneyim yapmaya kalkar,daha sonra kendine çevirir olayı zihinsel hastalıklar ve kendine saldırganlık başlar. Kendini yok etmeye,intihara kadar gider. Spatyum hayatında çok büyük çaba ve cehit gerekir temizlemek için.
Onun için tüm varlıklara dua etmemiz yardımcı olmamız gerekiyor. Birbirimizle uğraşmalarımızın en büyük sebebi negatif karmalar. Tüm hastalıklar negatif karmalardan ortaya çıkmaktatır. Biz insanlar birbirimizi kurtarmak için varız. Oysa beni kimse anlamıyor diye yakarırız, halbuki anlaşılmak için değil anlamak için enkarne oluruz.
Birbirimizin karmalarının düğümlerini çözmek şuurlu bir yaşam geçirmemiz gerekiyor. “Kolektif yaşam”. Din bilimciler Seküler (Dünyasal) hale gelmişler ve bir türlü maddenin tesirinden kurtulamıyorlar.
Fizik hakimiyet geliştikçe her yerde varlık hakimiyetini sürdürür. Varlık her yerde tekamül eder. Gücü oranında kozmik gezgin olarak dolaşır. Yokluktan geliyoruz yokluğa gidiyoruz, (hiçlik anlamında değil)!... Globalleşen deneme yanılma arenası dünya kontrol mekanizmasını çalıştırmalıyız. Kuran: Neden kendinize zulmediyorsunuz der? Arzu ve isteklerine gem vurmaz isteklerini kontrol altına almazsan hep kısır döngüde yaşarsın.
Düşüncelerimizden sorumluyuz. Benzerler bir araya gelerek alan yaratırlar. Pozitif veya negatif kirlenme. Dejenerasyon kaosu ve yok oluşu meydana getirir. Hocanın eşeğe ters binmesi uyarısının anlaşılmayarak gidiş istikametlerinin deneme yanılma, acıların çoğalmasına, maddenin ağırlaşmasına sebep oluyor. (İsteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı bilmeliyiz) (At ile beden efendi ayrımını vurguluyor Nasrettin Hoca). Araçla – Amaç. Eşeğe “beden” teslim olmamak esas olan! Yani; bedenimizin isteklerine teslim olmamak.
Ahlak = Pratik, Ahlaki görevlerin uygulanması, gelenek, görenek.
Etik = Teori, Felsefenin insan yükümlülükleriyle uğraşır.
Her ikiside tek yol üzerinde iki yoldur. Etik; Yunan’dan. Ahlak; Roma (Latin)’den gelmiştir dilimize.
Kendini tanı: Özgür iradenin elindeki olanakları kullanarak evrenin farkında oluruz. Bu yüzden biz kendi kaderimizin mimarlarıyız.
İnsan tabiat itibariyle hayvani bir tarafa sahiptir. Bu ıslah edilmedikçe, ortaya çıkan melekelerin, sanki sadece kendine tanınmış ayrıcalıkmış, bir üstün vasıfmış gibi ele alıp övünç meselesi yapılması kaçınılmaz olmaktadır. Ruhsal bedenimizin yeteri kadar bilgisine sahip olmadığımızdan denge kuramıyoruz.
Korkular: Akmajiden, Karamajiye büyücülük diye nitelendirilen negatif yapılanmaya dayanmıştır. Büyücü: İşçi dar bir düşünceyle hareket eder. Okültist: Mühendis, matemetiksel boyutlarını kavrar, simyayı bilir. Yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki yukarıdakine benzer. (Ana prensip). Ruh etken, madde edilgen. Ezeli ve Ebedi olarak dualiteyi temsil eder. Ruh enerjiktir ( Dinamik) Madde durağan (Statik). Tüm varlıklar kendi planlarına bağlı olarak çalışır.
Bilgisizlik = Korku, Endişe, Yavaşlama, Duraganlık, Eş koşma, Maddeyle bütünleşme, Zannetme, Kabuklaşma, Istıraplı yaşam (Bilmeden), Istıraplı tekamül, Şuursuzca sürüklenerek acı çeker ve çektiririz. Bilgisiz insan sorumsuz insandır.
Bilgi = Vicdan, Sezgi, İdrak, Tatbikat, Sorumluluk, Gelişim, Geliştirme, Yenileşme, Samimiyet, Eşitlik, Uygulama, Realitelerdeki farklılığı gözlemleme, Özgürlük, Evrensellik, Paylaşım, Mutluluk, Rehberlik. Bilen bildiğinden sorumludur.
Yusuf Kenan ARATAN (Maha Manu)
ENERJİ SİSTEMİ VE SUBTİL BEDENLER
Her yaşayan varlığın bilinç, düzeyi alınıp saklanabilen prana'nın frekanslarına bağlıdır.Hayvanların insanlardan daha düşük frekansları vardır.İlerlemiş insanların da gelişmesinin başlarında olanlara göre daha yüksek frekansları olur.
Ruhsal bedenin titreşimleriyle astral bedenin ki birleştiğinde, astral beden daha hızlı titreşerek düşük frekanslı olumsuz deneyimlerden kurtulur.Böylece, bu deneyimlerin duygusal hafızasını kaybederek kendimizi ve başkalarını bağışlama yeteneğine sahip oluruz.
Varoluşumuzun kaynağını ve hedefini ve yaşamımızın amacını yalnızca ruhsal beden yoluyla tanıyabılırız.
Kendimizi onun titreşimlerine açtığımızda, yaşamımız tamamen yeni bir nitelikle zenginleşecektir.Tüm eylemlerimiz Yüksek Benlik'ten doğar ve yaşamımız, bilgelik, güc, mutluluk ve sevgi içeren herşeyi, kısacası benliğin en yüksek düzeyı olan doğal özellikleri yansıtır.
İnsan aurası içten başlayarak: Eterik aura, Duygusal aura,Zihinsel aura ve Ruhsal aura olarak dört enerji bedene ayrılır.
Çakraların dönüş yönü bilgisi: Bazı terapi şekillerin de önemli rol oynar. Aroma terapisini kullanırken örneğin; çakralara uygun dairesel hareketlerde güzel kokular uygulayabilirsiniz.Ya da değerli taşlarla çalışırken söz konusu olan enerji merkezinin yönünü izleyebilirsiniz.Kişi ne kadar bilinçli ise çakraları da o kadar aktif ve açık olur.
Çakralarımızdaki tıkanıkları ortadan kaldırmaya başladığımızda ve gelişen bilince giden yolu izlediğimizde, kararlı bir etki-tepki çevrimini harekete geçiririz.
Gerçek doğamız, Yaradılış'ın titreşim ve kanunları, renk ve şekilleri, koku ve sesleri ile sonsuz bir düzen de kendini gösterir. Ayrı olduğumuz hiçbirşey yoktur.
İlahi varlığın durgun denizleri neşe ile dalga dalga kabardığında, içinde bizim de subtil ve fizik bedenlerimizle bulunduğumuz Yaratılış'ın dansı başlar.
"Bireyler olarak" Yalnızca fiziksel duyularla ve akılcı bir zihinle aldığımız bilgilerle yaşamaya başladığımızda. Birlik bilincini kaybedip ilahi köklerimizi unuttuk. Tamamen gerçek bir korku duygusu doğuran bir ayrılık içine girdik. İç mükemmellik ve yaşamda güvende olma duygularını kaybettik ve bunu çevremizde aramaya başladık. Fakat bu mükemmellik çabaları tekrar tekrar hayal kırıklıklarıyla sonuçlandı ve yeni hayal kırıklıklarından korkmaya başladık.
Bu gelişim içinde, hiçbir zaman yok olamayacağımızı ve ölümün sadece dış görüntünün bir değişimi olduğunu unuttuk.
Bu yanlış çevrimden kurtulup birlik duygusunu yeniden kazanmak hemen hemen Doğu'daki ve Batı'daki tüm din içerikli grupların ve yolların temel amacıdır.
Bugün ve bu çağda birçok gelişmiş ruh dünyadaki görevlerini tamamlamalarında engel olacak gereksiz engellere maruz kalmadan enkarne olabileceklerini uygun anne -babalar beklemektedirler. Diğer ruhlar da bu değişim çağında yeniden doğmayı isterler çünkü böyle bir öğrenme ve gelişim fırsatı bir daha zor ortaya çıkacaktır.
Doğum anı her insan varlığının yaşamında bir dönüm noktasıdır.Dünyayı dost ve rahat, ya da sert, soğuk ve sevgisiz bir yer olarak algılamamızı etkileyerek bir ömür sürecek kalıcı bir iz bırakabiliriz.
Alışık olduğu annesinin bedeninin titreşimlerini hissettikçe ve auranın enerji titreşimleri içinde bulunduğu sürece bir güven duygusuyla, kendini yeni tecrübelere açmak ister.
İlginçtir ki, babalar da doğum anında orada bulunduklarında ve bebeğe dokunmalarına izin verildiğinde, bebeklerine karşı yakın duygu ve sezgilere sahip olurlar. Eğer yeni doğmus bebek doğumdan sonra anneden ayrılırsa derin bir ayrılık ve yalnızlık acısı çekecektir. Anne çocuğuna bilinçli olarak sevgi dolu duygu ve düşüncelerini gönderdiği sürece aralarındaki bağlantı devam eder ve çocuk annenin enerjisinden tamamen ayrılmış olmaz.
Eğer anne başka şeylerle ilgilenirse veya aldığı ilaçlar yüzünden yorgun ve duygusal olarakda tükenmiş ise bu süregelen ilişki bozulacaktır. Bu problem kök çakrada kendini gösterecektir. Bu demektir ki herşeyden önce, annesiyle, babasıyla ve diğer güvendiği kimselerle bedensel ve duygusal ilişkiye ihtiyacı vardır. Bir çocuk, bu ilk güven, doyum ve korunma duygularını kaybederse bunları büyüdükçe daha fazla dışarıda “maddi” dünyada arayacaktır. Tüketim toplumu da denilen maddiyatçı toplumumuz üyelerinin çoğunluğunun tatmin edilmemiş ihtiyaçları olmadan varolamazdı. Duyguların ve arzuların “Libidonun” mutlaka doyması gerekiyor. Geçmıiş yaşamdan getirdiğimiz özelliklerde zaman içerisinde açığa çıkacaktır, “Doymak için”.
Bu temizleme ve saflaştırma işleminde, engellenen enerjiler serbest bırakıldığında, nitelikleri bir kez daha bilincimize girer. İlk anda tıkanıklığa yol açan duyguları korku, öfke ya da acı gibi bir kez daha yaşarız. Bedensel hastalıklar, tamamen temizlenmeden önce son bir kez daha ortaya çıkarlar. Bu sırada, kendimizi rahatsız, öfkeli veya tamamen yorgun hissedebiliriz. Kanallar temizlenip enerji içeri alındığında, derin bir mutluluk dinginlik ve açıklık duygusu doğacaktır.1-KÖK ÇAKRAMIZ: Kök Çakrası kuyruk sokumunda yer alır. Hayat gücü enerjisini, fiziksel kimliği ve varoluşu / hayatta kalmayı belirler. Rengi kırmızıdır.Kök çakranın aşırı çalışmasıda saldırganlık ve öfke, nefret duyguları ile karşılaşabilirsiniz.
2-KASIK; CİNSEL ÇAKRAMIZ: Karın; göbek çakramızın altında yer alır. Cinselliği ve doğurganlığı düzenler. Eterik bedene enerji geçiren ikinci basamaktır. Rengi turuncudur. Dalak, cinsel çakranın yetersiz çalışması endişeye yol açar aşırı ise duyguları kontrol edemezsiniz, inişler ve çıkışlar yaşanır.
3-SOLAR PLEXUS; GÖBEK ÇAKRAMIZ: Rengi sarı, enerji bedene enerji verir. Zihin bilincini, mantıklı düşünme, fizik algıyı düzenler. Göbek çakranın iyi çalışmamasında kendinizi güçsüz hissedersiniz, mide bulantısı gerginlik, sinirlilik şeklinde kendini gösterir, aşırı çalışmasının sonuçları ise belirgin bir öfke oluşturur üçüncü beynimizdir.
4-KALP ÇAKRAMIZ: Rengi yeşil ve pembe. Astral / duygusal. Bedenin enerjisini 1-2-3 çakralar ve içe doğru geçirir. Burası, şevkat, sevecenlik ve evrensel sevginin/aşkın merkezidir. Diğer insanlarla bağlılık duygusunu verir. (Ruhumuzun evidir)
5-BOĞAZ ÇAKRAMIZ: Açık mavi renktedir. Ruhsal bedene enerji veren ilk basamaktır. Kişinin doğruyu ifade edebilme yeteneğini, artistik yaracılığı ve empati ile beden dilini ifade eder. Çakraların en karmaşık olanıdır. Çünkü kişinin ‘ben’ farkındalığını alır. Fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal bedenin tam mavi kopyasıdır.
6-ALIN ÜÇÜNCÜ GÖZ ÇAKRAMIZ: Anlın tam ortasında yer alır. Rengi çivit mavisidir. Fizik görüşü, telapatiyi ve gaipten haber verme (medyumluk) özelliklerini belirler. Kişisel bilinci, dünya bilincini (kolektif evren bilinci) ve evrensel bilinci (galektik ya da evrensel bilinci) geçirme basamağıdır. Karmik açılma/arınma ve rahatlama bu seviyede gerçekleşir ve dört alt bedene hareket eder.
7-TAÇ ÇAKRAMIZ: Başın üzerinde yer alan üçüncü ruhsal beden çakra ve son kundalini çakrasıdır. Genellikle mır ile tarif edilir. Fizik ötesi bilinç ve ruhsallık/ maneviyet burada yer alır. Tüm ruhsal iyileşmeler, enerji dengeleme, mağbet temizleme ve DNA iyileştirme... vb. dahil olmak üzere, en yakın fiziksel enerji sistemine bu noktadan giriş yapar. Tüm günlük bilncin ötesinde ruha ve ruh ötesine gerekli olan enerji bu basamaktan verilir. tüm çakralarımızın dengeli çalışması için Ruhsal eğitim şart.
Yusuf Kenan ARATAN (Maha Manu)
RUHSAL ŞİFACI OLMAK-MUCİZELER DOĞALDIR
Hayatımızda,mucize yoksa birşeyler yanlış gitmiştir. Ben hazırım zihnimin ve bedenimin şifası için hazırım. Beyin olumlu düşünmediği sürece hastalıktan kurtulamayız. Rutubetli duvara boya yapılamaz.içimizde ki problemler dışta kendini belli eder. Hastalığımızın sebebi enerji “PRANA”
sistemimizin bozukluğudur. İlaçlar ve bioenerji geçici tedavi eder.
TERKETMEK: Af ederek kucaklaşarak alışkanlıklarımızın farkına varır onların bize ait olmadığının sadece refleks olduğunu algılar ve terk ederız.
Gönülden ve ne istediğini bilmek.
Takip gücü:İRADE geliştirme konsantrasyonu arttırmak Yoga ve meditasyon ile mümkündür.
M.S. 11 inci yüzyıl kadar eskilerde melankolik kadınların mutlu kadınlara göre kansere yakalanma oranlarının daha fazla olduğunu gözlemlenmiş. Acaba kanser araştırmalarında harcanan paralar boşa sarfediliyor olmasın? RUHSAL dediğimiz olaylar %50 lik bir gözden kaçan gerçeği ortaya koyar.
PSİKOESTETİK: Şeklin ötesindeki şeklin gizlediği güzellik
Psikoestetik değişim insanın kendinde başlar. Kendini sevmeyen
başkasını da sevemez. İnsan yüce bir enstrumandır.
Amacı: Birlik, farkındalığına ulaşmak, ilahi yasayı öğrenmek, gerçeğin ne olduğunu bilmektir.
İnsan öz varlığını tanımadan yaratılıştaki sırlara yolculuk etmeden acı, ve ıstıraplardan kurtulamaz.
Kendini bilen evreni bilir. Evreni bilen Tanrı’ yı bilir. Tüm öğrenimler, eğitimler gerçek varlığımıza ulaşmak içindir.
Akupressür, Refleksoloji, Reiki, Şhiatsu şifayla yapılan bir tekniktir diğerleri gibi...Bazı şifacılar uyurken zihinlerinin vücutlarını terk ettiğini diğer insanları uzaktan iyileştirebildiklerinin hastalarının uyarılarıyla farkına varmışlardır.
Diğer şifacılarda bazı çevrelerin zararlı frekanslarla hastalığa yol açıcı olduğunu ya da hastalığın fiziksel kimyasal veya gürültüden kaynaklanabileceğini söylüyorlar.
Hıristiyan bilimciler şifacılık alanında bütün iyileştirmelerde Tanrı’ya yakınlaşmanın önemine işaret ederler. Şifa bulma onların iddiasına göre Tanrı’nın insanlara olan merhametinin bir delilidir. İman önemli bir değerdir. Bilimsel araştırmalara göre Tanrı-Merkezli zihnin maddeye üstünlügüne dayanan şifa metodunun gerçekten işliyor görünmesidir.
Amerikan hayat sigortası şirketleri de böylesi az sağlık riski olan bu kişilere daha düşük sigorta primi uygulamaktadırlar. O halde ister kendiniz için yaptığını bir şey olsun ister size yapılan olsun şifa verme yaygın olarak uygulanmakta ve oldukça başarılı olmaktadır. Fakat hiçbir şifa verme biçiminde hiçbir zaman şifa dağıtanın aslında kendisi olduğunu iddia etmemelidir. Şifacı ilahi sistemin Karma’nın efendileri dediğimiz şifacı yüce varlıkların kanalı ile aracı olan bir hizmet görevlisidir.Tanrı’nın Evrensel hayat gücünün etki ettiği bir vasıtadır.
Manevi şifacılık çok kişisel çok doğal bir şeydir. Herkes yapabilir hepimizde bu potansiyel mevcuttur.
Her şifacının kendine özgü bir uygulama şekli vardır ve hepsi içgüdüsel olarak davranırlar.
Bazı şifacılar hastaların başına diğerleride rahatsızlık olan bölgeye dokunmaktadır. Bazıları parmaklarını kullanırken diğerleri el ayalarını, bir bölümü ise dokunmaya bile ihtiyaç duymadan şifa verir.
Temas etmeden şifa verme (absent healıng) kanıtlanmıs bir fenomendir ve düşünce aktarımı yoluyla etki etmektedir.
Şifacı tamamen kendini gevşetip olabildiğince pasif kalmaya çalışır ki iyileştirici güçler üzerinden harekete geçebilsinler. Genellikle hastanın vücudunun yardıma ihtiyaç duyan bölgesini düşünür aldığı enerjileri o bölgeye sevk eder. Şifacının elleri sıcağı soğuğu veya batma karıncalaşma gibi belirtileri hisseder.
İşte bu yüzden hasta genellikle şifacıdan aktarılan enerjileri hissetmekte ve bu esnada çekilen kirlian fotoğraf tekniği ile çekilen resim hastaya akan enerjiyi göstermektedir.
Herhangi bir durumda elle şifa vermenin ne kadar hızlı cevap vereceği bilinmez, bu kişiye göre değişir.
Çok ciddi durumlar günlük tedavilere ihtiyaç doğurabilir ama genellikle şifanın bir hafta arayla yapılması yeterli olmaktadır. Metot şifacının gücüne bir de hastanın talimatlara uymasına bağlıdır. İyileşme sürecinde kişi çok sakin olmalı bu süreçte hiç bir şeyin araya girmemesini sağlamalıdır.
Bazen dua meditasyon nefes alma egzersizleri ya da iyileştirici güçlerden şifa almak için bir takım ritullere, ayinlere uymak gerekir.Şifa bulma pratisyen için çok yorucu olabilir ve bazen iyileştirme sırasında kendisi de ağrı duyabilir.
Hasta çok rahatlayabilir hatta uykusu bile gelebilir uyur, o sırada pozitif telkin verilmeli. Az sayıda hasta duygusal olarak rahatsızlık duymakta ya da iyileştirmeden dolayı duygusal boşalım yaşamaktadır.
Kirlian fotoğrafçılığı iyileştirme esnasında şifacının ellerinde gerçekten bir şeylerin olduğunu kanıtlayarak yeni ufuklar açmıştır. Şifacının pozitif olarak şifayı düşünmesi esnasında ellerinden alınan kirlian fotoğrafları, vücut güçlerinin karakterinin değişerek çok daha aktif hale geldiğini göstermektedir.
Başta, ellerde olmak üzere bedene akan enerji apaçık kendini olağan üstünlükle belli etmektedir.
Bütün dünyada insanlar şifa verici güçlerin etkili olduğunu bilmesine rağmen hala ortodoks bilim ve tıp dünyasında pek ilgi görmemektedir.
ABD’de tıp mesleğindekilere ve kilise rahiplerine iyilestirme izni verilmiştir ama bunlar dışındaki şifacılara hastaya dokunma izni dahi verilmemektedir.
Avrupa kıtasında özellikle Almanya’da konuya büyük bır alaka vardır. Ama bazı ülkelerde yazılı olarak belirtilmeden müsade edilmişse de genelde Kıta Avrupasında yasadışı kabul edilmektedir.
İngiltere de şifacılık konusunda resmi düzenlemeye sahiptir ve günümüzde 6000 ‘e yakın şifacının uygulamada bulunduğu tahmin edilmektedir. Bir bu kadar hatta bundan da fazla şifacı ABD’de mevcuttur, fakat bunların çoğu İngiltere de olduğu şekilde nitelendirilmemektedir.
Zihin davranış kontrolu gibi diğer tedavi uygular gözükerek çalışmaktadırlar.
Aromaterapi, Akupressür, Şhiatsu, Reiki gibi tedaviler. Taş terapi, Renk terapi gibi tekniklerin uygulanması ile şifa çalışmaları yapılmaktadır.
Amerika'da Manevi Şifacılar Federasyonu mevcuttur.
Şifacılığın geleceği:
Alternatif tıp, kenar, tıp dünyasında şifacılığın çok hızlı bir büyüme devresinde olduğu bir gerçek. Şüphesiz ilgi şimdiye dek hiç görülmemiş boyutlardadır. Özellikle İngiltere’de tıp ciddi bir şekilde ilgi duymaya başlamış ve deneylere başlanmıstır.
Çok sayıda şifa verme becerisi olduğuna ve usta şifacılarla çok daha fazlası geliştirilebileceğine göre Batıda şifacılığın iyi bir geleceğinin olması ihtimal dahilindedir.
Şifacılık dini inançları barındırmakta ki bugünkü gerçekten inançsız Batı toplumunda bunlar sayıca bir fazlalıktır ve septik hastalarda bile etkili olmaktadır. Buna ucuzluğunu hızını eklerseniz ilaçlarla arası gittikçe bozulan bir dünyada tedavi için gerçek bir kuvvete sahipsiniz demektir. 1956 yılında İngiliz Tıp Birliğinin İlahi şifa ve doktor ile din adamları arasında işbirliği konusunda yayınladığı bir raporda manevi şifa yoluyla tıp biliminin açıklayamadığı iyileştirmelerin gerçekleştiği belirtilmektedir. Şifa dağıtma gücü muhtemelen nerdeyse evrenseldir. Ama şifacılar öylesine farklı metotlarla çalışmaktadırlar ki bir sınıflandırma yapabilmek imkansızdır.
Şifacının tipik örneği manevi şifacıdır. O insan neye inanıyorsa onu gerçekleştirmenin mümkün olduğu prensibiyle çalışır. Bunu da hastanın bilincinin sınırlarını genişletip daha yüksek bir ruh seviyesiyle uyumlu hale getirerek başarır.
DDİ: Duyular Dışı İdrak seviyesine yükseltmeyi başararak yardımcı olur, yani duyu ötesi yaşam enerjisiyle bütünleştirmeyi başarır.
Kişi veya müşterimiz bir kere kendi ruhsal gücünün farkına varınca, “vardırılınca” onunla yakın içsel iletişimimiz başlar.
Çakra nefes alma teknikleriyle düşünce ve davranış değiştirme seminer ve terapileriyle Tanrı ile gerçekten uyumlu hale gelince (veya duyu ötesi güç olarak neye inanıyorsa) ortak çalışma alanı oluştururuz.
Büyük uyum sağlama durumlarında insanlar mucizevi tedaviler tecrübe edinirler.
Uzun süren romatizmal nodüller birkaç dakikada yok olmakta guatr birkaç saat içinde boyca küçülmekte birçok hastalık herkesin gözü önünde iyileşmektedır. Bir çok şifa merkezlerinde,hepimiz magazin basınından izleriz ki basın şifa gerçeklerini devamlı saptırır. İnanç duymadığından horlar, küçümser vs. Bazı yönlerden haklı olmakla birlikte işin esasına pek inemez. Cinci ya da üfürükçü diye adlandırılan hocalar şifacılık kapsamında veya medyum diye değerlendirilmemelidir. Yozlaşmış örnekleri bir yana bırakırsak Kuran ayetleri veya mistik okul bilgilerinde şifa gerçeği mevcuttur.
Gelişmiş ülkelerde Üniversiteler Enstitüler bu konunun bilimsel çalışmalarını kürsülerini kurmuşlardır. Araştırın lütfen ...
Manevi şifacılar çıkar gözetmez değerler çerçevesinde Etik ve Ahlak değerlerine dikkat ederek insanlara ve tüm varlıklara şifa enerjisini kullanırlar. Kanal olma görevinin bilinci içerisinde Dünyada birçok örnekleri vardır.
Konunun içine girdikçe ihtiyacınız oranında görevlilerle karşılaşırsınız. Şöyle bir söz vardır: “ Ara bulacaksın ,öz varlığınla karşılaşacaksın. Bu konuda gerçekten iyi olabilmek için 6 yıldan 8 yıla kadar değişen bir süre araştırma ve eğitim gereklidir.
Bazıları hala hastalarını hastalıklardan kurtarmak için her tür teatral sahneleri; sürtme ve ovalamayla insanların canını yakan yöntemler kullanmaktadırlar. Tabii bu bir tercihtir. Bazı manevi şifacılar ve birçokları bitkilerle şifa verebildiklerini iddia etmektedirler. Dünyanın her yanında manevi şifacılar özel uygulamalar sayesinde “Hayatın Evrensel İyileştirme Gücü”nü kontrol altına alabildiklerini ileri sürmektedirler. Buna ulaşmak mümkün müdür? Evet Mümkündür...
Basit ŞİFA YAPMA
1. Arkadaşını arkası düz bir iskemlede ayakları yere basacak şekilde oturtun. Böylece enerji serbest olarak çakralardan akar. Kollarını ve bacaklarını birleştirmesin ve ellerini dizlerine koysun. Avuç içi yukarı gelsin. Kafasındaki tüm düşünceleri silmesini söyleyin. Derin nefes almasını ve nefes alıp verirken nefesini izlemesini öğütleyin.
2. Dua edin Karma’nın efendileri şifa dileğinde bulunun tüm dikkatinizi arkadaşınıza çevirin.
3. Kendinizi ve arkadaşını topraklayın. Bir topraklama kablosunun erkekse omurganın başlangıcından ya da kadınsa yumurtalıklardan akarak dünyanın merkezine gittiğini tehayyül edin ve derin nefes alın ve şifaya başlayın.
4. Ellerinle başının otuz cm yukarısından ellerinizle aurasında hissedin. Onun sıcaklığını dolgunluğunu ve sızlanma duygularını da hissedin. Eğer aurayı açık gözle görürseniz ya da hayal gözünüzle görür veya hissederseniz ellerinizi baş, boyun, omuzlar, kollar, göğüs, bacaklar ve ayaklardan aşağıya doğru hareket ettirin. Sıcaklığı, duyguları, hisleri ve zihninize gelen imajları kıyaslamak için ellerinizi bütün aura üzerinde gezdirin. Bu işlemi uygularken kendi bedeninizde ve zihninizde ne olduğuna dikkat edin ve arkadaşınızdan size yansıyanla sizin kendinizin verdiği yanıtları tecrübe ile ayırmayı öğrenin.
Duygulardan hangisinin hangisi olduğuna güvenmeyi tatbik ettikçe öğrenirsiniz.Bu ayırımı öğrenmek kendi içinde pisişik bir işlemdir. Sezginizi,düşüncenizden ayırmayı öğreneceksiniz. Önce sezginize güvenin ellerinizi arkadaşınızın aurasında gezdirin vücudun da kendisinin söylediği veya bildiği ağrıyan veya hasta olan yere özel dikkat gösterin.
5. Bedeninin bazı yerlerini soğuk olarak hissederseniz veya bu bölgelerin üzerindeki yerlerde elleriniz hiçbir duygu hissetmezse orada enerji düzgün olarak akmıyordur. Bacakların diz altındaki kısımlarında buna sık sık rastlanır.Çünkü pek çok kişi jimnastik yapmaz. Enerji akışını düzeltmek için oranj renkli ışığın, bu soğuk bölgelere ellerinizden aktığını “hayal gözünüzde” canlandırın. Renk terapi uygulayın. Öte yandan eğer kozmik enerjiyi şifa için kullanırsanız, sizin sorunlarınız ve duygularınız işe karışmadan tedavi edersiniz. Kozmik enerjiyi ellerinizden arkadaşınızın bedenine geçirirseniz o artık onun enerjisi haline gelir. Bir bakıma kan değişimi gibi bir şeydir fakat daha kolaydır.
Kendi enerjinizden çok kozmik enerjiyi kullanmak için kozmik enerjiyi sadece bütünün ve kendinizin hayrı için istemelisiniz.
6. Eğer arkadaşınızın aurasının bazı yerlerinde sıcaklık hissederseniz ya da aura kalın veya yoğun görünürse bu noktada enerjinin biriktiği ve auranın diğer kısımlarında enerjinin engellediği anlaşılır. Bu tür engelleri temizlemek için iki yol vardır.
a) Ellerinizle bu kalın enerjiyi daha soğuk bölgelere çekerek, tüm aurayı dengelediğiniz düşünün.
b) Auradaki aşırı ısıyı nötr enerjide çözüleceği yere doğru, “toprağa” boşaltmayı hayal edin(Tüm negatifleri toprağa akıtın). Fiili olarak ellerinizi auraya koyup enerjiyi çekin ve onu istediğiniz yere yerlestirin ellerinizle paslar yapın
7. İhtiyaca göre zamanı uzatın. Bu adımları bitirince temiz ,berrak ve altın renkli ışık enerjisinin sizin ellerinizden ,arkadaşınızın bedenine akıp onu yıkadığını hayal gözünüzde canlandırın. Ellerinizi baştan ayağa kadar onun aurası üzerinde gezdirip aurasını düzeltin.
Arkadaşınızın enerjisini alırsanız onun fiziksel ya da mantal hastalığını da alırsınız. Bazı şifacılar için başkasının problemlerini üstlenmek çok doğaldır. Eğer böyle bir şifacı Kırık Ayak üzerinde çalışıyorsa hastasının rahatsızlığını kendi bedeninde sona erdirmek için 1-2 gün topallar. Son olarak arkadaşınızdan öne doğru eğilip başını dizlerinin üzerine koymasını sonrada ayağa kalkıp iyice gerinmesini isteyin. Sizde aynısını yapın eğilme aşırı enerjiyi kafadaki tepe çakradan atmanızı ve psişik deneyimden sonra bedeninizi fiziksel ve gerçek olarak yeniden hissetmenizi sağlar.
Ağrı ve hastalık hayat enerjinizdeki kesilmelerin ya da dengesizliklerin sonucudur. Tek tek biriktirdiğimiz streslerden ya da hayatınızda tam olarak çözümlenmemiş ve unutulmuş eski bir kavgadan ileri gelebilir. “Bastırılmış duygular ve negatif düşünceler.”Ayrıca karşılıksız bir sevgide gerçekten sizi kederli yapabilir.
“Sevgisizlik” bedeninizin rahatsız olan yeri size bir mesaj iletiyordur. Hastalık, fiziki bedende kendini göstermeden psişik ya da astral bedende görünür.
Hastalık hayatınızda sizin yaptığınız ya da yapılmasına izin verdiğiniz dengesizlik ve rahatsızlıklarla ilgili olarak bedeninizin siz bilgilendirme işlemidır. Eğer kendiniz hakkında biraz psişik bilginiz olursa ve bedeninize, psişik dengesini yeniden kazanması için neye ihtiyacı olduğunu sorup, onu izlerseniz hastalıktan kaçınabilir ya da hastalığı hafif atlatabilirsiniz.
DÜNYA ENERJİSİ VE KOZMİK ENERJİ NASIL AKTARILIR.
- Dünya gezegeninin açık kahve renkli enerjisini ayak çakranızdan çekildiğini ve bacaklarınıza,kalçalarınıza ve kök çakranıza, çekildiğini düşünün. Erkekseniz saat yönünde, kadınsanız saatin aksi yönünde düşünceniz veya elinizle onaylayarak daire şeklinde çark gibi enerjiyi çevirin. Şimdi dünya enerjisinin dalak, göbek, kalp, gırtlak, alın tepe çakralarınızdan, geçerek bedeninizde yükseldiğini düşünün. Bu enerjinin bir kısmını el çakralarınıza gönderin. Onun auranıza aktığını tahayyül edin. Enerji tepe çakranıza ulaşınca, onu bedeninizden aşağı indirin. Dönüş yolunda kök çakraya uğrayınca, Dünyanın merkezine sizin topraklama kablonuzla, enerjiyi, psişik tortuları , problemleri de toprağa vermiş olursunuz.
- Dünya enerjisi bedeninizde geziniyorken ,siz tepe çakranıza odaklanın. Tepe çakranızdaki taçtan içeri çekilerek ,bedeninize giren kozmozun “altın renkli” enerjisinin doğrudan göbek çakranıza yol aldığını tahayyül edin. Dünya enerjisi ile kozmik enerjinin göbek çakrasında buluştuklarını ve birbirlerine karıştıklarını düşünün. İki enerji iyice karışmışsa, karışım bütün bedeninizde dolaşsın sonra topraklama kablonuzla onu dünyanın merkezine topraklayın.
Şifa bulmak istemeyen kişiye şifa veremezsiniz.
Bazı kişiler şifa sonunda birşeylerden vazgeçmek zorunda kalacaklarını hissettiklerinden ötürü şifa almaya istekli olmazlar. Mesela uzun süredir uyuşturucu kullananlar en sevdikleri uyuşturucu üzerinde fiziksel ya da psikolojik bir tür bağımlılık kazanmışlardır.
Birisi altı yıldır hergün “valium” alıyorsa zihni her sabah yaşamının o hapı almasına bağlı olduğunu düşünür. Ona “Valium”u fırlat at ve yürü derseniz zihni bu durumun üstesinden gelemeyebilir.
Zihinler ve bedenler uyuşturucuya devam etmek isterken ruh varlıkları çoğunlukla uyuşturucudan vazgeçmek ister. Uyuşturucu kullanan kişiye şifa verirken kök çakrasından ve ayağından onu iyice topraklayın tam olarak kök çakrasını temizletin ve yatıştırılmak istiyorsa mavi kullanın. İyileştirmek için altın renkli enerjiyle kök çakrasını doldurun. Uyuşturucu derken sadece yatıştırıcı ve uyarıcıları değil ma*****na, alkol, sigara ve kahveyi de kastediyoruz.
Yusuf Kenan ARATAN (Maha Manu)